Şarap-Fİlm EŞleŞTİRMESİ

Şarap-yemek eşleşmesi oluyor da şarap-film eşleşmesi neden olmasın. Şarap tek başına bile çok güzel bir “şey” iken, yanına gelen başka destekler ile çok daha güzelleşip anlam kazanabilmektedir.Nasıl güçlü gövdeli bir kırmızı, yanına et istiyor ise, nasıl başka bir şarap yanında peynir veya meyve var ise daha da güzelleşiyor ise bazı şaraplar da yanına film istiyor. Sevdiğim filmlerden kimisi denenmiş, kimisi de denenmese de emin olunan eşleşmelerden bir buket sunuyorum sizlere. İyi okumalar, iyi seyirler, afiyet olsun…

 

only-lovers-left-aliveCabernet Sauvignon: Only Lovers LeftAlive

Amerikan bağımsız sinemasının yaşayan efsanesi Jim Jarmush’un ustalık dönemi filmi olan Only Lovers Left Alive, asırlardır hayatta olan ve birbirlerine tutkuyla bağlı vampirler Adam ve Eve’in aşk hikayeleri üzerinden şekillenen bir film. Zengin alt metni ve politik göndermeleri yanında muhteşem bir estetik anlayışına da sahip olan film, sinemanın klasikleri arasına çoktan girmiş durumda. Her izleyişte farklı keyifler ve yeni keşfedişler vaat eden bu filmi şarap dünyasının en klasiği, en kutsalı olan Cabernet Sauvignon ile eşleştirmenin doğru olduğuna inanıyorum. Only Lovers Left Alive da Cabernet Sauvignon da kendi kulvarlarının kolay tüketilebilecek örneklerinden değil. Biraz sorgulama isteği, biraz tecrübe ve en önemlisi sert olandan keyif almayı bilecek bir altyapı gerektiriyorlar. Adam ve Eve minik kadehlerinden kan içerken nasıl keyif alıyorlarsa siz de Only Lovers Left Alive izlerken güzel bir Cabernet Sauvignon içerek aynı keyfi yakalayabilirsiniz bence.

sidewaysPinot Noir: Sideways

Pek çok kişiye şarabın sadece alkollü bir içki olmaktan çok daha fazlası olduğunu göstermiş bir filmdir Sideways. 2004 yılında vizyona girdikten sonra özellikle ABD’de şaraba karşı ilgide belli bir artış yaşanmasına sebep olan film, evliliğinde ve hayallerini gerçeğe döndürmede başarısız olmuş Miles’ın hikayesini bizlere aktarmaktadır. Miles’ın yakın arkadaşı Jack ile birlikte çıktığı yolculukta karakterin hayatı sorgulayışını izleriz biz de seyirci olarak. Olayın en güzel kısmı ise hemen her sahnede olan ve o sahnede gerçekten de önemli yer tutan şarap faktörüdür. Miles’ın Pinot Noir’a olan yoğun ilgisi ve onu tasvir edişi o kadar etkileyicidir ki o an gerçekten güzel bir Pinot istersiniz yanınızda. Filmin hakkını daha iyi verebileceğinize inanırsınız. Damağı yormayan ve kompleks bir yapısı olan bu şarap gibi Sideways de izlemesi oldukça kolay ve keyifli bir film olması yanında almak isteyene çok fazla şey verebilecek güçte bir yapım.

moonrise-kingdomMerlot: Moonrise Kingdom

Wes Anderson sinemasının en dikkat çeken öğeleri kullandığı pastel renkler ile birlikte hikayelerinin naifliğidir. Genel olarak mizah ve neşe unsurlarından hiçbir zaman uzaklaşmasa da farklı duygular arasında dolaştırmaktan da büyük keyif alır seyircisini. 12 yaşındaki Sam, mektup arkadaşı Suzy’yi ikna eder ve ikili evlerinden kaçarak aşklarını yaşamak üzere kimsenin bilmediği bir koya giderler. Planları çok uzun süre işlemez ve yerleri bulunur fakat olaylar bundan sonra başlayacaktır. Her Wes Anderson filminde olduğu gibi yıldız oyuncuların eksik olmadığı Moonrise Kingdom; insanın içini ısıtan, pozitif duygular arasında yolculuğa çıkartan bir film. İçimi nispeten yumuşak olup genel olarak hemen her damağa hitap edebilecek bir tür olan Merlot, Moonrise Kingdom ile de muhteşem bir uyum sergileyecektir. Sam ve Suzy’nin yaşadıklarını ile Merlot’nun üzerinizde yaratacağı duygular oldukça paralel olacaktır.

a-girl-walks-home-alone-at-nightSyrah: A Girl Walks Home Alone at Night

Şarabın geçmiş yüzyıllarda İran bölgesinde yoğun bir popülariteye sahip olduğu bilinen bir gerçek. Özellikle Şiraz kenti bu noktada ana noktalardan biriymiş. Bu günkü Syrah türünün ismi gerçekten bu şehirden mi gelmekte yoksa bu sadece bir tesadüf mü çeşitli yorumlar var ama bazen bir şeyin doğrusunu bilmek çok da önemli olmayabiliyor ondan keyif almak için. İran kökenli Amerikalı sinemacı Ana Lily Amirpour’un ilk uzun metraj filmi olan ve hem yazıp hem yönettiği A Girl Walks Home Alone at Night – Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, Bad City isimli bir şehirde geçtiği halde zamansız ve mekansız bir vampir filmi olarak nitelenebilecek bir yapım. Amirpour göze parmak sokmadan İran’ı ve oradaki bazı hayatları bizlere gösterirken, kimi zaman karikatürize ediyor karakter ve olaylarını kimi zaman da olabildiğine realistleştirebiliyor kamerasını. Siyah beyaz olan bu filmi izlerken elinizdeki kadehteki şarabın kesinlikle ve kesinlikle güçlü ve gövdeli bir şey olmasını isteyeceksiniz. Syrah’ın o ağzı dolduran yapısı ve baharat aromaları, inişleri, çıkışları ve dönüşümleri yönetmenin sizin üzerinde yaratmak istediği duygularla oldukça uyumlu olacaktır.

little-miss-sunshineChardonnay: Little Miss Sunshine

Tüm zamanların en iyi yol filmlerinden biri de 2006 yapımı Little Miss Sunshine – Küçük Gün Işığım’dır. Hoover ailesinin küçük kızları Olive, ülkenin diğer yakasındaki bir çocuk güzellik yarışmasından katılım onayı alınca çok mutlu olur. Bütün aile bir karavana binerek California’ya, güzellik yarışmasına doğru yola çıkarlar ve bu yolculuk hem birbirleriyle olan aile ilişkilerini, hem de kendi kişisel hayatlarını sorgulayacakları farklı bir deneyime dönüşür. İnsanın içinde keyif patlamaları yaşatan bu film, kesinlikle ideal soğukluğundaki bir Chardonnay eşliğinde çok daha eşsiz bir hal alacaktır. Öyle ki Chardonnay’nin elma,şeftali, armut ve kremamsı aromaları filmin mizah ve duygusal yapısıyla hoş bir beraberlik sergileyecektir. Filmin ve şarabın finalinde ağzınızda kalan tattan kesinlikle memnun olacaksınız.

big-fishSauvignon Blanc: Big Fish

Sinemanın dahi yönetmenlerinden Tim Burton’ın bir romandan uyarladığı Big Fish, fantastik-drama türünün en başarılı örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Temel hikaye olarak Edward Bloom’un kendi yaşam öyküsünü flashback’ler aracılığı ile izliyoruz filmde. Big Fish – Büyük Balık, anlattığı hikayenin absürt yanlarıyla birlikte baba-oğul arasındaki gerginliği işleyişiyle de farklı bir noktaya konumlandırabiliyor kendisini. Sauvignon Blanc’ın o ferahlatıcı yapısının ardında damakta bıraktığı aromaların genel olarak uyandırdığı hisler, Big Fish’i izlerken de yaklaşık olarak seyirciye geçen hisler. Edward’ın Sandra’ya sarı çiçekler arasından evlenme teklif ettiği sahneyi izlerken bir yudum aldığınız Sauvignon Blanc, sanki siz de o çiçeklerin arasındaymışsınız gibi hissettirebilir.

 

MCDINTH EC406

Öküzgözü: Into the Wild

Nedendir bilmiyorum Öküzgözü benim için yerli üzüm türleri arasında en cool olandır. İnanılmaz bir potansiyeli var ve güzel koşullara sahip olduğunda, istediği gibi özgürleşebildiğinde ortaya çıkardığı sonuçlar gerçekten ayakta alkışlanacak, hayran olunacak türden. Modern toplum yaşantısı içinde sıkıştığı halde özgürlüğe geçişi sağlayacak cesareti bir türlü içinde bulamayan kişilerin belki de en hayranlık duyduğu filmlerden biri olan Into The Wild, Öküzgözü’ne en yakışabilecek yapımlardan biri bence. Christopher, üniversiteden mezun olduğu gün sahip olduğu bütün parasını ve arabasını yakarak Alaska’ya doğru bir yolculuğa başlar. Bu hem karakterin kendi içine, hem de özgürlüğün tam kalbine doğru giden bir yolculuktur. Varılacak yer ikinci plandadır, önemli olan yoldur. Öküzgözü’nün o biraz kendi başına buyruk ama aynı zamanda saygı duyulası yapısı, Christopher’la ve onun idealleri ile oldukça benzerlik taşıyor. Gerçek bir hikayeden uyarlanan böyle yüce bir şeyi izlemek, böyle yüce bir üzümden yapılan şarapla anlamlı hale gelecektir.

the-pianistBoğazkere: The Pianist

Polonyalı ünlü piyanist Wladyslaw Szpillman’ın gerçek öyküsünün anlatıldığı The Pianist – Piyanist, bu güne kadar yapılmış en dramatik filmlerden biridir. Yönetmenliğini Roman Polanski’nin yaptığı, baş rolünü Adrien Brody’nin üstlendiği ve üç Oscar kazanan yapım izleyicinin boğazını adeta sıkan, nefes almasını zorlaştıran çok çok sert bir film. Ülkemizin en eski ve bilinen yerli üzüm türlerinden olan Boğazkere’nin damakta ve boğazda uyandırdığı ben buradayım hissiyatı, Piyanist ile güzel bir beraberlik yaratacaktır. Hafif bir şey izlemiyorsunuz ve kesinlikle içeceğiniz şarabın da hafif olmaması gerekiyor. Film duygusal anlamda ciddi bir dramatizasyon barındırırken sinema estetiği olarak çok yukarılarda duruyor, tıpkı Boğazkere’den güzel bir şarap olarak zevk alırken damağınızda ve boğazınızda oluşan yanma gibi.

wall-eKarasakız: Wall-e

Wall-e, sadece animasyon türünde değil, genel olarak tüm sinema tarihi içindeki en iyi filmlerden biridir. Kıyamet sonrası bir evrende geçen ve Wall-e ile Eve isimli iki robotun aşkından beslenen film, insanın içini mutluluk ile dolduran bir yapım. Ülkemizde Kuzey Ege, Bozcaada, Gelibolu bölgelerinde yetişen Karasakız da aynı Wall-e filmi gibi insanı negatiften pozitife götürebilecek bir tür. Açık kırmızı rengi, çok rahat içimi ve sahip olduğu aromalar ile ilk anda üzerine fazla düşünülmeden tüketilebilecek bir şarap izlenimi yaratabilecek Karasakız gibi, Wall-e de içinde çok daha derin anlamlara, duygulara, düşüncelere sahip. Yağmurlu bir akşamüstü, üzerinizde battaniye ve yanınızda partnerinizle kendinizi hayal edin, Wall-e ve Karasakız o resmi tamamlayacak ikili olacaktır.

cafe-societyKalecik Karası: Cafe Society

Kalecik Karası, İç Anadolu kökenli, benim kişisel olarak Merlot ile benzeştirdiğim, hafif şarap severlerin tercih ettiği bir üzüm türü. Fakat bence bundan çok daha fazlasına sahip. Gizli bir çekiciliği var Kalecik Karası’nın, bir asaleti, bir aristokratlığı. Sinema tarihinde Woody Allen kadar üretken başka isim ben görmedim ve duymadım. 50 yılı aşkın süredir hemen her sene film yapıp, ürettiği her film belli bir seviye üzerinde olacak başka bir sinemacı bence dünyaya gelmedi, muhtemelen gelmeyecek de. Ustanın son filmi Cafe Society, 30’lu yılların Hollywood’unda başlayıp, New York’unda devam eden bir hikaye sunuyor bizlere. Odak noktası olarak aşkı tercih eden film, taşıyıcı hikayeler olarak da o dönemin zengin insanlarının portrelerinden güç alıyor. Woody Allen sizi çok kısa süre içinde filmin içine almayı başarıyor ve kendinizi sanki o dönemde orada olan biri olarak düşünüyorsunuz. Ve o noktada elinizde bir Kalecik Karası…Boom! Çok yakışıyor. Kalecik Karası yeri geliyor şampanya gibi şaşaalı bir ana eşlik ediyor, yeri geliyor çok ciddi bir itirafın itici kuvveti oluyor. Cafe Society ve Kalecik Karası birbirini yukarıya çeken bir eşleşme kesinlikle.

 

Submit a comment

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s