Suvla’nın Kalbİnde Bİr GÜn

Trakya Bağ Rotası’ndaki turuma üreticilerle önceden irtibat kurarak çıktım. Klasik ve turistik bağ-şaraphane gezisi gerçekleştirmek istemiyordum ve bunu da kendilerine en baştan belirtiyordum. Ben onlarla sohbet etmeye, şarap üretim süreçlerinin detaylarını öğrenmeye gidiyordum ve onların zamanlarına ihtiyacım vardı. Hal böyle olunca karşı taraftaki kişilerin uygun olduğu zamanlara göre oluşturdum programımı ve bu da Trakya içinde belli bir doğrultuda değil de inişli, çıkışlı, zikzaklı bir rota izlememi gerektirdi. Kırklareli’ndeki bağ bozumunun ertesi günü Trakya’nın en Güney ucuna, Eceabat’a indim çünkü Suvla bana o gününü ayırabileceğini bildirmişti.

Daha önceden Suvla’nın başlangıç ve orta segmentteki şaraplarından bazılarını tatmıştım ve beni tatmin etmişlerdi. Bodrum’da kendilerine ait satış noktaları olması ve bazı zincir marketlerde yer almalarından ötürü “ne zaman istersem alırım” diyerek daha özel şaraplarını denememi geciktirmiştim. Eceabat’ta, Suvla Şarap Fabrikası’nda geçirdiğim gün benim için çok benzersiz bir deneyimdi. Charlie, Willy Wonka’nın Çikolata Fabrikası’nda nasıl büyülendiyse ben de ona benzer bir his yaşadım.

Şarap üretim macerasına 2003 yılında başlayan Suvla, 2012 yılında lansman yapmış, ilk yılında çeşitli uluslararası yarışmalardan 18 ödül almış bir üretici. Selim Zafer Ellialtı’nın çok ince düşünüp, planlı hareket ederek yarattığı markası, bu gün ülke şarapçılığının ana aktörlerinden biri konumuna gelmiş durumda. Uluslararası üzümlerden farklı kalitelerde oldukça başarılı şaraplar üretmeleri yanında yerel türlere de büyük özen göstermeleri takdir edilmesi gereken bir konu. Aldıkları ödüller dışında tüketici nezdinde de beğenilmeleriyle başarılarını ispat eden Suvla ekibi, İstanbul Kanyon’da açtıkları yeni tadım barlarıyla şarap severlere bir araya gelmek için de güzel bir alternatif yarattılar.

Kararlaştırdığımız saatten önce orada olduğum için Suvla’nın şu an winemaker’lığını yapan Hikmet Ataman’ı beklerken ortamı daha detaylı inceleme fırsatı buldum. Fabrikanın önünde meyve ağaçlarıyla dolu harika bir bahçe bulunuyor. Burada oturup kadeh şarabınızı alıp ortamın güzelliğine de kendinizi kaptırabilirsiniz, menüden seçeceğiniz lezzetlerle kendinizi şımarta da bilirsiniz. Ben dallardaki narlar mı daha güzel, ayvalar mı diye düşünürken Hikmet geldi. Şarap dünyasında, önemli noktalarda genç yüzleri gördükçe şu an her ne kadar emekleme aşamasında olan bir ülke şarapçılığımız olsa da geleceğe daha umutla bakabiliyorum. Hikmet, yurt içinde ve yurt dışında çeşitli üreticilerde görev almış, Fransa’da kendi alanı üzerine master gerçekleştirmiş bir winemaker. Hasatlar yeni bittiği, üretimin en yoğun şekilde devam ettiği bir dönemde orada olduğum için üretim sürecini en baştan görebilme imkanına sahip oldum. Üzümlerin ayıklama bantlarında elenmesinden, saplarından ayrılmasından, çıt’latılmasından, tanklara alınma süreçlerine kadar pek çok detayı doğrudan gözlemleyebildim. Hikmet de her türlü ayrıntıyı oldukça basit bir dil ile anlatarak üzümün şaraba dönüşümüne dair zihnimdeki taşların daha güzel şekilde yerlerine oturmasını sağladı. Trakya Bağ Rotası’ndaki turum boyunca farklı üretimhaneler gördüğümden dolayı bir kıyaslama yapacak olursam Suvla’nın tesisinin çok başarılı şekilde dizayn edildiğini belirtebilirim.

İlk defa şıranın, fermantasyona yeni başlamış üzümlerin tadına bakma fırsatım oldu Suvla’da ve gerçekten çok hoştu. Hikmet’in eşi Ecem de normalde bir maker olduğu halde şu günlerde Suvla’nın kalbinde, restoran ve mağaza kısımlarıyla ilgilenmekteymiş. Üretim tesislerini, fıçıların olduğu alanları gezmeyi bitirdikten sonra tadım için kendisiyle bir araya geldik. Şaraplar arasında uluslararası üzümlerden denemediklerim yanında özellikle yerel üzümlerden yapılan şarapları denemeyi çok istiyordum. Benim isteklerim ve kendi yönlendirmeleriyle Ecem çok çok güzel bir tadım seçkisi oluşturdu. Çok fazla şarabın açıldığı bir tadımdı fakat beni en çok etkileyen şarap Karasakız oldu diyebilirim. Daha önce kendisiyle karşılaşmıştım ve itiraf etmek gerekirse genelde gövdeli şarapları tercih eden biri olarak pek ilgimi çekmemişti. Fakat gerçekleştirdiğimiz tadım fikirlerimde ve zevklerimde ciddi değişikliklere sebep oldu. Hafif ve meyvemsi bu şarap gerçekten başlı başına bir cevher. Monosepaj olarak da oldukça başarılı olan Karasakız, Petit Verdot ile buluştuğunda ise tarifsiz bir güzelliğe erişmiş. Petit Verdot’yu her daim seven biri olarak bu beraberlikten aldığım zevki tarif edecek kelimeler ne yazık ki lügatımda mevcut değil. Ecem’in en büyük jesti ise bir klasikten geldi. Normalde tadımlara çıkmayan Grand Reserve Cabernet Sauvignon 2012’yi sohbet arasında çok merak ettiğimi dile getirmiştim. Kendisi de bu büyük şarabı tadımın sonunda tattırma kibarlığını göstererek zaten keyiften havalara uçtuğum günü daha da efsanevi hale getirdi.

Eceabat’ta, Suvla’nın kalbinde geçirdiğim bir tam gün hem şarabın üretim süreçlerine dair kafamdaki soru işaretlerinin ortadan kalkmasına, hem de ülkenin önde gelen şarap üreticilerinden birini daha yakından tanımama vesile oldu. Yolunuz Çanakkale, Gelibolu’ya düşerse Eceabat’a ve Suvla’ya uğrayın demeyeceğim. Kesinlikle orayı ziyaret etmek için kendinizi programlayın ve gidin, pişman olmazsınız.

Submit a comment

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s